Gazeteler ve okumanın önemi

 

 


Gazeteler
 

Ulusal Gazeteler


Hürriyet Gazetesi


Sabah Gazetesi


Milliyet Gazetesi


Star Gazetesi


Fotomaç


Vatan Gazetesi


Fanatik Gazetesi


Akşam Gazetesi


Zaman Gazetesi


Radikal Gazetesi


Yeni Şafak Gazetesi


Güneş


Cumhuriyet Gazetesi


Türkiye Gazetesi


Vakit Gazetesi


Dünden Bugüne Tercüman


Milli Gazete


Halka ve Olaylara

 


Dünya Gazetesi


Ortadoğu Gazetesi


Evrensel Gazetesi


Kurultay


Yeniçağ Gazetesi


Yeni Asya Gazetesi


Yeni Mesaj Gazetesi

İngilizce Gazeteler


Turkish Daily News


Zaman


Turkish Press


Turks US

KKTC


Kıbrıs Gazetesi


KKTCweb


Arca Ajans


Halkın Sesi


Kıbrıs Postası


Volkan Gazetesi


Kıbrıs'tan haberler


Kıbrıslı Gazetesi


Ortam Gazetesi


Kimgazet


Vatan Gazetesi


Yeni Düzen Gazetesi


London Cyprus Info. Centre


Yerel.info

Yurt Dışı Türk Yayınları


Londra Gazete


Doğuş


Bizim Avrupa


Bulgar Türk Haber Ajansı


Trakya'nın Sesi


Bizim Anadolu


Schleswig-Holstein Türk Toplumu


Yeni Vatan


Zaman Romanya


Zaman Bulgaristan


Rodop Rüzgarı


Batı Trakyam


Mihenk


 

 

 

 

                                           OKUMANIN ÖNEMI

 

1- Öğrencilere kitap okuma

alışkanlığını öğretmen kazandırır

Kitaplar tozlu raflarda kalmasın

Öğretmen yoklamayı yapıp derse başlamak üzereydi. Öğrenciler bu yıl öğretmenin nasıl bir yaz tatili ödevi vereceğini çok merak ediyorlardı. Öğretmen: ‘Bu yıl size ödev vermeyeceğim’ dedi. Sınıfta bir curcuna, bir sevinç… ‘Onun yerine sizden bir ricam olacak’ diyerek öğretmen söze devam etti: ‘Aranızdan birkaç arkadaşınızın bana yardımcı olmak için öğretmenler odasına gelmelerini istiyorum.’ Hemen birkaç öğrenci ayağa kalktı. Öğrenciler, öğretmenin ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyorlardı. Biraz sonra öğretmen ve öğrenciler kucaklarında onlarca kitapla sınıftan içeri girdiler. Masanın üzeri farklı renk ve boyutlarda onlarca kitaplarla doldu.

Öğretmen öğrencileri bir süre izledi. Onların merakını ve heyecanını hissedebiliyordu. Masanın üzerindeki kitaplardan birini eline aldı ve üzerindeki tarihi okudu: ‘16 Haziran/Ankara’. Kitabın sayfalarını karıştırıp kokladı ve derin bir iç çekip söze başladı: ‘Bu kitabı öğretmenim bana hediye ettiğinde beşinci sınıfa gidiyordum. Evimizde okuyacak tek bir kitap bile yoktu. Bahçemizdeki kiraz ağaçlarının altına oturur ve her sayfasını dikkatle tekrar tekrar okurdum. Çok iyi hatırlıyorum; Annem kitabı kömürlüğe kaldırmıştı ve günlerce onu aramıştım.’ Öğretmen bir süre sustu. Bütün öğrenciler dikkatle öğretmeni dinliyorlardı. Öğretmen kitapları gruplara ayırdı ve öğrencilere dönüp: ‘Bugün size hazinemi getirdim. Bu hazineyi ancak siz koruyabilirsiniz. Getirdiğim kitaplara Anadolu’nun farklı illerinin çiçek kokuları sindi. Bütün öğrencilerim bu kitapları okudu. Şimdi sıra sizde… Her birinize sadece farklı kitaplar değil, aynı zamanda farklı çocukluk hayalleri de veriyorum. Okuyun ve çocukluğunuz tozlu raflarda kalmasın.’ Öğrenciler kitapları sevinçle aldılar. Öğretmenin verdiği kitaplardaki geçmişin çocukluk coşkusu, her öğrencinin yüreğinde yeniden yeşerdi.

Sınıf kütüphanesindeki kitaplar okunmayı bekliyor

Eğitimciler öğrencileri olumlu davranışlara yönlendirir ve bu olumlu davranışları öğrencilerin benzer zaman dilimlerinde gerçekleştirmelerini teşvik ederler. Çocuklara okulda mutlaka kitap okuma saatleri ayrılmalı ve onların okuyabileceği kitaplar bulundurulmalıdır. Sınıf kütüphanesi bir süs eşyası durumundan kurtarılmalı ve öğrencilerin buradaki kitaplarla ilgilenmesi sağlanmalıdır. Kitaplıktaki kitapların bir listesini oluşturmak ve kitaplık üzerine asmak gerekir. Bu kitaplıktan kitap almak isteyen öğrencilerin okudukları ve halen okumakta oldukları kitapları not alması için birkaç öğrenci görevlendirilebilir. Benzer uygulama okul kütüphanelerinde de yapılmaktadır. Öğrenciler sınıfça kütüphaneye götürülerek bütün kitapları gruplara ayırma çalışması yapılır. Başka bir sınıftaki öğrenciler gruplanan kitapları listeler. Diğer bir sınıf bu kitapları kütüphanede uygun bölümlere yerleştirir. Kütüphane görevlisi, kitapları zamanında getirilip getirilmediğini takip eden görevliler hep öğrenciler arasından dönüşümlü olarak seçilir.

Eğitimci, öğrencilere örnek teşkil eder

Okuma alışkanlığı üzerine yapılan bir araştırmada; araştırmaya katılan bireylere okuma alışkanlığını azaltan sebepler sorulduğunda deneklerin % 34’ü ekonomik nedenleri, % 31,1’i okuma alışkanlığının ilk, orta ve lise eğitimi yıllarında kazandırılamamış olmasını ve % 22’si ise çalışma sebebiyle vakit bulamamayı gerekçe göstermiştir. Kitap hediye etme alışkanlığına sahip olup olmadıklarının sorulduğu bir başka soruya da deneklerin % 53’ü evet cevabını vermiştir. Bu oran erkeklere oranla bayan öğrencilerde % 10 daha fazladır.

Öğretmenin kendisi kitap okumazken çocuklara kitap okumayı tavsiye etmesi inandırıcı olmayacaktır. Yapılan araştırmalar öğretmenlerin kitap okumaya gereken önemi vermediklerini göstermektedir. Öğretmen, kitap okuma derslerinde kendi ilgi alanına göre kitapları incelemeli, öğle aralarında bahçede dolaşırken elinde mutlaka bir kitap bulundurmalıdır. Eğitimcinin konuşurken en son okuduğu kitaplardan bahsetmesi, çocukların da kitapları merak etmesine sebep olacaktır. Çok kitap okuyan ve merak eden öğrencilerin övülmesi, kitapla ödüllendirilmesi önemlidir. Yazımızın başındaki öyküdeki gibi öğretmen, öğrencileri şaşırtabilmeli ve hayal gücünü kullanarak farklı çözümler üretebilmelidir. Bunun yanında, Mart ayının son Pazartesi günü başlayan Kütüphane Haftası geçiştirilmemeli; bu hafta şiir, öykü, resim ve kompozisyon yarışmaları ve farklı faaliyetlerle renklendirilmelidir.

2- Çocuklara okumayı sevdirecek 3 altın anahtar

Çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, hayatlarının sonraki dönemlerinde başarılı olmalarında etkili oluyor. Ülkemiz, ortalama altı binler seviyesinde olan yıllık kitap yayın sayısı bakımından Finlandiya, Almanya, İngiltere gibi gelir düzeyi yüksek ülkelerin kat kat gerisinde kalmaktadır. Aynı zamanda ülkemizde günlük yayınlanan gazetelerin toplam tirajı ancak gelişmiş ülkelerdeki normal bir gazetenin tirajına denk gelebilmektedir. Ebeveynlerin öncelikle çocuğa kitap okuma konusunda örnek olmaları gerekir. Çocuğun eline kitap tutuşturup, daha sonra televizyonun karşısına geçen ebeveynler istemeden çocuğun okuma isteğini de köreltmektedir.

1. Ona odasında bir kütüphane oluşturun. Yeni okuduğu kitapları koyabileceği bir raf yapın ya da küçük bir dolap satın alın. Zaman zaman onun kitaplığına yeni kitaplar ekleyin ve her kitabı bitirdiğinde onu övün. Kitap okumanın faydalarını anlatın. Onunla birlikte kitap okuyun. Kitap okuma saatlerinde onun dikkatini dağıtacak, televizyon, misafirler vb. durumları en aza indirgeyin. Çocuğunuz kitap okurken aynı zamanda klasik müzik dinlemesini sağlayabilirsiniz.

2. Çocuğunuzun ne tür kitapları okumaktan ya da incelemekten hoşlandığını öğrenin. Okumak istemediği kitaplar konusunda baskıcı olmayın. Alış verişe giderken onu da yanınızda götürün ve beğendiği kitapların bir bölümünü almasına izin verin. Öğrenciler, macera ve şiddet muhtevalı kitaplar okumak isterler. Gençlik romanları, bilim kitapları ve zekâ bulmacaları kitaplarını tercih edin. Çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkileyecek kitapları almayın. China Post’un 27 Mayıs tarihli haberine göre; Çin, korku unsurları içeren çocuk kitaplarına yasaklama getirdi. Yasağın gerekçesi ise şöyle, kitaplarda anlatılan hikâyelerin ‘masum çocukların zihinlerini ve ruhlarını bozup onları yanlış yönlendirmesi…’

3. Olumlu davranışlarında ve başarılarında onu kitapla ödüllendirin. Kitapla birlikte hoşuna gideceği not defterleri, kalemler, kitap ayraçları da okumaya teşvik eder. Onunla birlikte kütüphaneye gidin ve kütüphane görevlisinden kitapların yararlarıyla ilgili çocuğu kısaca bilgilendirmesini rica edin.

3- Okumayı engelleyen

etkenleri ortadan kaldıralım

Gençlerin kişisel gelişim kitaplarını takip etmesi, hem daha hızlı okumalarını kolaylaştırır, hem de iletişim yeteneğini geliştirir. Kitap okumak, sınavlarda soruları anlamayı kolaylaştırır. Hızlı okuma teknikleri de öğrenilerek kısa sürede daha fazla kitap okunabilir. Her kitabın farklı bir amacı vardır. Ders kitapları, test kitapları ve romanların aynı hızda okunmasına gerek yoktur. Özellikle ders çalışırken ve test çözerken daha hızlı okumaya ihtiyaç duyulur. 400 sayfalık bir kitapta yaklaşık 100 bin kelime bulunduğunu düşünürsek, yavaş okuyan bir insanın bu kitabı bitirmesi 15–16 saati bulur. Yavaş okumak, kitap okuma isteğini azaltır. Kelimeleri teker teker okumak, geriye dönüşler yapmak, dudaklarımızı ve dilimizi oynatmak, içten seslendirmek (tekrarlamak), yavaş okumanın daha iyi anlamayı sağlayacağını düşünmek en çok yapılan hatalardır. Hızlı okuma ile ilgili uzmanlar tarafından verilen eğitimlere katılmak ya da bu konuda hazırlanan kitapları okumak da faydalı olacaktır.

Kitap okurken aynı zamanda göz ucuyla televizyon izlemek, yatarak kitap okumaya çalışmak, hem bir şeyler atıştırıp hem kitaba göz gezdirmek anlayarak okumayı engeller. Uygun bir masa ve orta rahatlıkta bir sandalye okuma ortamı için uygundur. Masa lambası yerine odanın genelini aydınlatan bir lamba seçmek, göz sağlığımız için daha iyi olacaktır. Çok uzun telefon konuşmaları, internet ve arkadaş sohbetleri de okuma isteğini azaltmaktadır. Ders çalışırken konuların belirli aralıklarla tekrar edilmesi gerekir. Bu tekrarlar yapılmadığında daha önce öğrenilen bilgiler kısa sürede unutulur. Herkesin kendine özel kitap okuma saati vardır. En fazla verim alınan saatte okumaya başlanmalıdır, bu zaman aralığı deneme yanılma yoluyla keşfedilebilir.

4- Çocuklar, kitap okumanın

faydalarını biliyor musunuz?

Değerli Öğrenciler; Günümüzde bilginin önemi daha iyi anlaşılmakta ve bilgili insana her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Başarılı ve sevilen insan olmanın yolu, okumak ve kendimizi geliştirmekten geçmektedir. Kitap okumayan insan karşısındakiyle rahat konuşamaz ve derdini anlatamaz. Sürekli yeni şeyler öğrenen çocuklar hem öğretmenleri hem de arkadaşları tarafından sevilirler. Kitap okuyan çocukların hayal güçleri gelişir. Okulda daha başarılı olurlar. Bu sebeple boş zamanlarımızı bize faydalı olacak kitapları okuyarak değerlendirmeliyiz. Şimdi okuyabileceğiniz kitaplara nasıl ulaşabileceğinizi açıklayalım.

Büyüklerimizden ve

öğretmenlerimizden yardım alalım

Anne ve babanız size kitap seçme konusunda yardımcı olacaklardır. Onlarla birlikte kitap almaya gittiğinizde beğendiğiniz konularda kitapları tercih edin. Anne ve babanızı zor durumda bırakacak davranışlardan kaçının ve çok fazla kitap istemeyin. Aldığınız kitaplar bitince yenileri alınacaktır. Kitap okuma isteğinizi öğretmeninize de söyleyin. Eğer okul kütüphanesinde kitap varsa, öğretmen uygun olanları size verecektir. Okulda kütüphane yoksa öğretmenden kitap isimlerini isteyip ve o kitapları daha sonra ailenizle birlikte bir kitapçıdan alabilirsiniz.

Kitapları yırtmayalım ve

okuduktan sonra atmayalım

Kitaplar çok faydalı kaynaklardır. Kitabı okurken temiz tutun, sayfalarının kırışmamasına ve yırtılmamasına dikkat edin. Daha sonra o kitabı başkaları da okuyabilir. Okuduğunuz kitapları evinizin uygun bir yerinde biriktin, rasgele etrafa atmamaya özen gösterin. Okurken kaldığınız yeri unutmamak için arasına kitap ayracı ya da minik

bir kâğıt koyun. Sayfayı karalamak ya da kenarından kıvırmak doğru değildir.

Kütüphanelerden yararlanırken nasıl

davranmamız gerektiğini öğrenelim

Kütüphanede farklı yaştan insanlar kitap okur ve araştırma yaparlar. Kitap okurken davranışlarımıza dikkat edersek, onları da rahatsız etmemiş oluruz. Kütüphaneye ayakkabılar paspasa silinerek girilmelidir. Palto, pardösü, manto v. b. vestiyere bırakılmalıdır. Kimlik, ilgili memura istemeden teslim edilmelidir. Kütüphaneden alınacak kitabın nasıl aranacağı bilinmiyorsa ilgili memurlardan sorulmalıdır. Açıklamaları, dikkatle dinlemelidir. İstenen kitap için fiş doldurulmalıdır. Yerimize oturup kitabın gelmesi beklenmelidir. Okuma salonunda kimse rahatsız edilmemelidir. Kitap sayfaları sessiz çevrilmelidir. Kütüphane salonunda sessiz yürünmelidir. Kitapların kapağı, sayfaları çizilmemelidir. Kütüphanenin okuma salonunda hiçbir şekilde sakız çiğnenmemelidir.

 

Türkiye'de Okuma Alışkanlığı Düzeyimiz Nedir?

4 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Kitap Okuma Tutkusu” adlı yazı İ.Gürşen Kafkas tarafından kaleme alınmış önemli bir yazı. Yazı özellikle “bitkisel belleğimizin tapınağı olan kütüphaneler” ile kitap okuma kütüphanelere verilen önemi işlemektedir. Bilincimizin gelişmesini, kültürel alt yapımızın zenginleşmesi ve sanatsal bakış zenginliğimizi kavratılmasında önemli rolü olan kitap “genç kuşağı yönlendiren ve geleceğe hazırlayan önemli bir seçenektir” diyor Kafkas.

Kafkas'ın belirttiğine göre girmeye çalıştığımız AB ülkelerinde 7.500 kişiye bir kütüphane düşerken bizde 51 bin kişiye bir kütüphane düşüyor. Pekala buna rağmen okuyor muyuz? Japonların bir karşılaştırmasına göre kişi başına yılda 4 kitaptan az ise okunmuyor, 4-10 az okunuyor, 10-20 okunuyor, 20 kitabın üzerinde kitap okuyan bir kişi çok okuyor sınıfına alınmaktadır. Deniz Kavukçuoğlu 29 Ekim 2006 tarihli Pano köşesinde Japonya’da bir yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılırken, Türkiye’de ise 23 milyon 500 bin kitap basılarak nerdeyse Japonya'da bir günde basılan kitap sayısı kadar kitap bizde bir yılda basılan kitap sayısına eşittir. Kalkınmış ülkelerde kişi başına 7-8 kitap düşerken, Türkiye’de kitaptan söz edilememektedir. İstatistikler Türkiye’de her yüz kişiden 4-5’i kitap okuyor. Yine Japonya’da bir kişi yılda 25 kitap okurken, bizde 6 kişi yılda bir kitap okuyormuş. Kitap okuma sayısı kütüphane sayısı kıraathane sayısı ile karşılaştırıldığı zaman çok çok gerilerde olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Ovidus “gençliği kitapla beslemeyen ulusların sonu acıdır” diyor.

Ülkemizdeki okuma oranı ile ilgili bir diğer açıklama Tınaz Titiz tarafından verildi, toplumun düzenli kitap okuma oranı %0.1, kitap toplum yaşamında 235 sırada, toplumun %75’i kitap okumuyor, % 40 hiç kütüphaneye gitmemiş. Kütüphaneye gidenlerin önemli bir kısmı da okul kitabı veya ders kitabı için gitmiştir.

Pekala bu denli önemli etkisi olan ve insanın zenginliği olan kitap okuma alışkanlığı neden oluşmuyor. Nedeni yalnızca kitapların pahalı olması mı? Yoksa popüler kültür olarak topluma benimsetilen kültürsüzlük mü aşılanmaktadır? Kafkas’ın belirttiğine göre İTO’nun araştırmasına göre ülkemizde halkın satın alma sıralamasında kitap satın alma 116 sırada geliyor.

 

Kitap Süs Eşyası Değil

Önemli bir konuda yine sayın Temizel’in belirttiği satılan kitapların tamamının okunmadığı gerçeğidir. Maalesef bizim gibi duygusal ve gösterişe meraklı toplumların okumaktan çok vitrine önem verdiği hepimizin kabulüdür. Evinde misafire gösterilecek kitapları olduğunu, raflarda hiç açılmamış bir iki moda kitabın bulundurulması, makam odalarında bir iki ansiklopedi ve kitap bulundurmak son yıllarda moda olmaya başladı.

 

Sorun Salt Kitap Sayısında Değil, Okuyucu da Yetersiz

Kütüphanelerimizin yetersizliği yanından kütüphaneden yararlanma oranı da gelişmiş batı ülkelerine göre de çok yetersiz. Aynı zamanda kütüphanelerimizdeki kitap sayısı da çok yetersiz. Fransa’daki halk kütüphanelerinde 144 milyon derleme eser mevcut iken Türkiye’de 12 milyon kitabın bulunması aradaki farkın de ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Türkiye’de 15 yaşının üzerinde okuma kapasitesine sahip yaklaşık 52 milyon insan olduğu ve her biri bir kitap okusa 52 milyon kitap eder ki bu doğal olarak büyük bir rakam. Ancak satılan toplam kitabına bakıldığında okuyucu sayısı ile kitap arasındaki orana bakıldığında, sınırlı sayıda kişinin kitap okuduğu anlaşılıyor. Tabii dergi ve gazetelerin okurluğunu tam olarak bilmiyoruz. 1 milyon civarında gazetenin satıldığı ve çoğunun da spor ve magazin kasımının gözden geçirildiği sık sık belirtiliyor. Internet üzerinde gazete okur yazarlığının da halen yaygın olamadığı bazı makalelerin okunuş sayısından çıkarabiliyoruz. Internet’in okuma düzeyini düşürdüğü biliniyor ancak yinede gelişmiş ülkelerdeki Internet kullanıcıları ile kıyaslandığında ülkemiz halen OECD ülkeleri arasında gerilerde bulunuyor.

Gazete haberine göre GFK Panel Araştırma şirketince bir çok ilimizde yapılan bir araştırmada 15-24 yaş arsındaki gençlerle her altı ayda bir yapılan bir değerlendirmede gençlerin okumadığı ortaya çıkmaktadır. Gençlerin yüzde 61’i son okuduğu dergiyi, yüzde ellisi son okuduğu kitabı hatırlamıyor. Aynı araştırma süreli yayınların okuma oranının daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.

 

Üniversiteliler Okuyor mu?

Bu konuda yapılan bir araştırma üniversitelilerin okumadığını gösteriyor.  Prof. Dr. Çağatay Özdemir'in "Türkiye’de Öğretim Elemanları" çalışmasında üniversitelerin %16'sı hiç kitap okumuyor, %72’si 1-2 kitap okuyor, %11’ 3-5 kitap, % 1.4’de beş kitaptan fazla okumaktadır. Dünya iyi kitap okuru olarak sayılmak için yılda minimum 10-20 kitap arasında  okuyor olmuş olmak gerekiyor. Bu durum öğretim üyelerinin çok az okuduğu ortaya çıkmaktadır. Yapılan bazı anket çalışmaları, çoğu üniversiteli gündüz zamanın önemli bir kısmını Internet üzerinden gazete okuyarak geçirdiği veya diğer konu dışı alanlarda gezindiği ön plana çıkıyor. Sık sık aldığım duyumlarda özellikle dinlenme saatlerinde veya çay saatlerinde toplumun konuşmalarından verdikleri örneklerde zamanlarını nerde harcadıkları görülmektedir. Maalesef bu konuda şahsıma söyleyeyim ki biraz cahiliz, bir çok konuda çok zengin olmadığı argo deyimi ile “Fransız kalıyoruz”. Gazeteci yazar Özdemir İnce “üniversite hocaları okuduklarını papağan gibi tekrarlıyorlar”. Her gün kullandıkları “Jakoben”in ne anlama geldiğini dahi bilmiyorlar” diyor.

Kitap okuma ile ilgili olarak Sayın Deniz Kavukçuoğlu Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesine dayanarak verdiği bilgide “1965 yılından bu yana yükseköğretim görenlerin oranı 14 kat artmış ancak yüksek öğretim görmüşlerin 1965 yılındaki mezunlardan daha az kitap okuduğunu belirtiyor. Sayın Kavukçuoğlu “Türkiye’yi hepimizin bildiği gibi kitap okuma özürlü nisaların yaşadığı ülke “ olarak tanımlıyor. 

Son yıllarda artan davetler, şaşaalı partiler ve ziyaretler okumanın belini kıran diğer bir olgudur. Bugün maalesef ülkemizde değer okumak, bilgi sahibi olmak değil, kendini büyük sananların gölgesinden geçinmektir. Okuyup araştırmak, geç vakitlere kadar kafa patlatmak yerine, birilerinin koltuğunun altına girmek, birilerinin kendileri için okuduklarını anlatması daha kolay geliyor çoğu insana. Maalesef  Montesquieu’nun belirttiği gibi “Bir ülkede dalkavukluğun getirisi, dürüstlüğün getirisinden fazla ise” o ülke batar ifadesindeki gibi bugün yaşamın bir çok alanında dalkavukluğun getirisinden daha yüksek olduğu için bilim ve bilgi ne yazık ki para etmiyor.

Üniversiteliler olarak omuzlarımızdaki yük çok büyük. Bu toplumun ileriye taşınmasında bizlere düşen görev okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak için örnek olmaktır. Halkın arasına karışmak, onların yanında okumak ve teşvik etmektir. Sırça köşklerimizde elde ettiğimiz unvanların arkasında durmak değildir. Bu ülkeyi eğitecek olan ve ileriye taşıyacak olan bilim ve bilgidir. Başka da sihirli değnek yok. Bunu da sağlayacak olan güç biziz!

 

Siyasetçi Okuyor mu?

Ancak ülkemizde okuma yazma konusunda Mustafa Kemal’in iyi bir okur olduğu ve okuduğu kitapların sayfa kenarlarına notlar düştüğünü görüyoruz. Kütüphanesinde yaklaşık 4 bin kitabı olduğu görülüyor. Ağırlıklı olarak tarih, dil ve felsefe konularında kitap okuduğu görülmektedir. Hatta geometri kitabı yazacak kadar da bilim diliyle de ilgilenmiştir.

Atatürk büyük taarruz öncesi bir tarafta savaş planları yaparken diğer tarafta geceleri kitap okuduğu ortaya çıkıyor. Savaş alanında Çalıkuşu okuduğu ve çok etkilendiğini ve arkadaşlarına da okumasını önerdiği bilinmektedir. Yaşamının tamamı dolu ve yoğun olan Atatürk’ün 57 yıllık yaşamında çoğu işaretlenmiş ve not alınmış 4 bin kitap okuduğu arşivler ile tespit edilmiştir. Kitaplara verdiği önemi şu sözlerle dile getiriyor Atatürk: "Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini kitaplara vermeseydim işlerin hiçbirini yapamazdım." Bunu da “Cumhuriyetin temeli kültürdür” ifadesi ile okula, okumaya ve kültüre verdiği önemi ortaya koymaktadır. Siyasiler ile pek tanışmıyorum. Genel kültür düzeyi yüksek şahsiyetlerin zaman zaman konuşmalarında ve verdikleri söylemlerde çok okudukları anlaşılıyor. Ancak söylenen ve basına yansıyan demeçlerden anladığım kadarı ile genelin çok okumadığı anlaşılıyor. Bir insanın bilgi ve görüsü yaşam biçimi ile yansıtılır. Konuşmalar beyindeki bilgiyi yansıtır.

 

Üniversite Kütüphaneleri Güçlendirilmelidir

Üniversiteler sorumlulukları gereği yeni bilgi üretimini gerçekleştirmek ve bunu aktarmak zorundadırlar. Üretilen bilginin başta eğittikleri öğrencileri olmak üzere geniş kitlelere ulaştırılması için yayın yapmaları ve yaymaları en önemli ev ödevlerinin başında gelmelidir.

Bilgi çağının yine gereği olarak bilginin her ortamda iletişim kolaylığı sağlamamsı nedeniyle kütüphanelerin son yıllarda daha az ilgi gördüğü anlaşılmaktadır. Ancak artan bilgi kullanım yoğunluğu kütüphanelerin öneminin artırması gerektiği düşüncesi de oluşmaktadır. Çağımızın bilgi okuryazarlığı becerilerinin kazandırılmasında bu bakımdan kütüphanelerin önemli bir fonksiyonu bulunmaktadır. Bunun bilincinde olan gelişmiş ülkeler kütüphanelere ayrı bir önem vermişlerdir. Başta üniversite kütüphaneleri üniversite bütçelerinin önemli bir dilimini oluşturmaktadırlar. Kütüphane ve dokümantasyon merkezlerinin varlık gerekçesi, okuyucuya ve araştırıcıya bilgi kaynağı ve bilgiye iletişim olanağı sağlamaktır.

Üniversite kütüphaneleri temel özelliği araştırıcıya dokümantasyon sağlamasıdır. Kütüphanenin sağladığı yoğun bilgi ile okuyucun başarısı arasında sıkı ilişki olduğu bilinmektedir.

Üniversite kütüphanelerinin kitap sayısı, süreli yayın sayısı ve diğer olanakları bakımından gelişmiş batı üniversiteleri ile kıyaslanamayacak düzeyde düşük sayılara sahipti. Batıda istenilen bir çok kaynak anında okuyucuya ulaştırıldığı için üniversitelerin zamanlarının önemli bir kısmı kütüphanede geçerken, bizde hayatında kütüphaneye uğramamış hocaların olduğunu kütüphane kayıtlarından anlıyoruz. Tüm dünyada başarılı bir üniversite ancak kullanıcı dostu bir kütüphanecilik hizmetinin veriliyor olmasına bağlıdır. Türkiye’deki üniversite kütüphanelerinin bir kısmı halen araştırma kütüphanesi niteliğini kazanmaktan çok uzak olduğu bilinmektedir. Türkiye’de üniversitelerdeki öğretimin kalitesini geliştirmek için kütüphanelerin koleksiyonlarını ve verilen kütüphanecilik hizmetlerinin kalitesini geliştirmek gerekmektedir. Bunun için de uzman kadrolara gereksinme vardır.

 

Üniversitelerin Olmasa Olmazı Kütüphanelerdir

Gelişmiş bir üniversitenin en büyük göstergesi kütüphanesinin araştırıcıya sağladığı hizmet ile ölçülmektedir. Basılan her türlü materyali satın alabilme ve araştırıcıya sunabilme kolaylığı için ciddi bir bütçenin ayrılması gerekir. Hizmetin çok pahalı olması nedeniyle bir çok üniversite kütüphaneye yatırım yapmayı pek gönlünde geçirememektedir. Ancak kütüphanenin araştırma fonu kadar para ayrılarak her türlü materyale ulaşılması sağlanmalıdır. Doğal olarak Internet ortamında bazı yazılımlara erişim imkanın artması büyük kolaylık sağlamıştır. Ancak yinede kitap, dergiye diğer dokümanların doğrudan sağlanması ayrı bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla üniversitelerin kütüphanelik hizmetlerine ayrı bir önem vermesi gerektiğini düşünüyorum

 

Kütüphanecilik Eğitimi Popüler Bir Meslektir.

Dünyada gelişmiş ülkelerde kütüphanecilik eğitimi popüler bir alan oluşturmaktadır. Ülkemizin kütüphanecilik eğitiminin (Bilgim dahilinde yalnızca Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri) sınırlı, kütüphaneci sayısı ve kütüphanede çalışanların oranın da düşük olduğu görülmektedir.

 

 

 

Kitaplar, sessiz öğretmenlerdir


 

Bana kitaplarını göster, sana çocuklarının nasıl bir ruh taşıdıklarını göstereyim (Wilhelm Steekel). Okumak bir deva, anlamak bir şifadır (Necdet Evrimer). Umutla açılıp kazançla kapanan bir kitap, iyi kitaptır (Acoolt). Okuma zevkini kazanmayanın öğrenimi yarıda kalmıştır (P. Peacut). Tek bir kitap yazmak için, yarım kitaplık okuyunuz (Samuel Johnson). İnsanlığa başlıca borcumuz: Bıkmaksızın okumak, üşenmeksizin okumaktır (Şemsettin Sami). Tek dostum kitaplarım, tek düşmanım cahil dostlarım (Diderot). Okumadan edindiğim biricik fayda bilgisizliğimi gittikçe daha iyi görmek olmuştur (Descartes). Bir kitap yürekten gelmişse, ancak o zaman başka yüreklere ulaşabilir (Carlyle). Bazı kitaplardan insan yalnız zevk alır; bazılarını olduğu gibi yutar, bazılarını geveler ve hazmeder (Bacon). Bir kitap bazen bir savaş kadar büyük olabilir (Benjamin Disraeli). Kitaplar hiç solmayacak bitkilerdir (Herrick).

 

Uzun süre televizyon izlenmesinin beyin gelişimini engellediğini belirten İletişim ve Eğitim Uzmanı Serkan Duru, Türk toplumunun kitap okumaya 16 saniye ayırırken, televizyon seyretmeye 4 saat ayırdığını söyledi.

İletişim ve Eğitim uzmanı Serkan Duru 'Okumayı Sevdirme, Okuma Alışkanlığını Geliştirme' isimli seminerde yaptığı konuşmada kitap okumanın ve okuyarak kazanılan bilginin paylaşımının oldukça önemli olduğunu belirterek okumanın içten gelen bir istek olduğunu belirtti. OKUYARAK EDİNDİKLERİ BİLGİYİ PARAYA ÇEVİREBİLİYORLAR Okumanın öneminin, Osmanlı dönemindeki hızlı gelişmeler ve hizmetlerle ciddi şekilde fark edildiğini anlatan Duru, bugün dünyanın süper gücü olarak kabul edilen ABD'nin de okumanın önemini fark ederek, edindiği bilgiyi paraya dönüştürebildiğine işaret etti. TÜRKİYE'DE OKUMAYA AYRILAN SÜRE 16 SANİYE Ancak günümüz Türkiye'sinde okumanın öneminin henüz anlaşılamadığını dile getiren Duru, "Türkiye'de kitap okumaya ayrılan ortalama süre 16 saniyedir. Bu süre Almanya'da 24 dakikadır. Fakat Türkler günde 4 saatini televizyon izleyerek geçirmektedir. Bu da ciddi bir beyin çürümesine sebep olmaktadır" diye konuştu. KİTAP İHTİYACI SIRASINDA 265. SIRADAYIZ Gelişmiş ülkelerde kitap ihtiyaç sıralamasında 23. sırada yer alırken, bu sıralama ülkemizde 265. sıralara kadar geriliyor. OKUMAYI NASIL SEVDİREBİLİRİZ? "Geleceği Okuyan Kalemler" projesinden de bahseden Serkan Duru, "Okumaya çok önem veriyoruz, ama çok fazla okumuyoruz. Burada sorulması gereken asıl soru şu: Bu çocuklara kitap okumayı nasıl sevdirebiliriz? 'Geleceği Okuyan Kalemler' Projesi bu sorunun cevabını bulmak için gerçekleştiriliyor. İlköğretimde okuyan öğrencilerle birlikte bir kitap yazılıyor. Proje sayesinde geleceğin yazarları şimdiden keşfedilmeye çalışılıyor. Gönüllü proje kapsamında ilköğretim öğrencilerine çeşitli eğitimler veriliyor. Anlayarak hızlı okuma, etkili yazı yazma ve proje yönetimi gibi eğitimleri de alarak öğrenciler kitap yazıyor. İlköğretim 5, 6 ve 7. sınıfta okuyan öğrenciler yazdıkları yazıları birbirleriyle paylaşıyor, eksikliklerini tamamlıyor. Çocukların kitap okumayı, televizyon ve bilgisayara göre daha az tercih ettikleri bir gerçek. Ancak çocukların kendi yazdıkları yazılardan oluşacak bir kitap yazması onları kitap okumaya teşvik ediyor. Geleceği Okuyan Kalemler Projesi'nde yer alan gönüllü öğrenciler, verilen konularda daha iyi ve güzel yazabilmek için sürekli kitap okuyorlar. Daha güzel yazı yazmanın çok kitap okumaktan geçtiğini bilen öğrenciler, sürekli yeni konularda araştırmalar yapıyorlar. Araştırmalarındaki bilgileri yazdıkları yazılarda kullanan öğrenciler, böylece yazı yazmanın aslında o kadar da kolay bir iş olmadığını bizzat kendileri yaşamış oluyor. Gönüllü öğrencilerin yazdığı kitap, yeni eğitim-öğretim yılında basılmış halde öğrencilerin elinde olacak. Proje her gün yeni gönüllüler ekleniyor. Yazılan kitapta öğrenciler de yazılarının ve isimlerinin olmasını istiyor. Geleceği Okuyan Kalemler Projesi kapsamında basılacak kitap ihtiyaç duyan okul kütüphanelerine, eğitimle ilgili yerlere ve öğrencilere dağıtılacak.

 

 

                                  

                                

 

                                     

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !